09-05-2017
Hıdrellez bahar bayramı
İlk çağlardan beri, toplumların, değişik vesile ve inançlarla kutladıkları şenlikler hep olagelmiştir. Bunlardan biri de “hıdrellez”dir.
Hıdrellez, yazın başlangıcı sayılan 6 Mayıs günü, Türk İslam geleneğine göre mesire yerlerine gidilerek kutlanılan bayramın adıdır. Bu kelime Hızır ile İlyas isimlerinin halk arasında şekil değiştirmesinden meydana gelmiştir.
Yıl, Hızır ve Kasım olarak ikiye ayrılır. Mayıs ayının altısında Hızır ile yaz başlar. 186 gün sürer. Kasım ayının 8′ine kadar devâm eder ve bundan sonra kış başlar. 179 gün (Şubat’ın 29 çektiği artık yıllarda 180 gün) sürer.
Hıdırellez denmesinin sebebi; Mûsâ aleyhisselâmın ümmetinden bir velî veya peygamber olduğu bildirilen ve Kur’ân-ı kerîmde Kehf sûresi 65. âyet-i kerîmesinde: “Kullarımdan biri” ismi ile geçen Hızır’ın (Hıdır) kurak bir yerde oturması ile o yerin yeşerip dalgalanmaya başladığı, hadîs-i şerîfte (Peygamber efendimizin haber vermesiyle) bildirilmiştir. Bu sebeple yaz başlangıcında ortalığın yeşermeğe başladığı güne yeşil mânâsına gelen Hıdır günü, yine bu günde Hıdır ile İlyâs’ın buluştukları rivâyeti sebebiyle de Hıdırellez (Hıdır+İlyâs) denilmiştir.
İslâmiyet, Hızır (Hıdır) ve hazret-i İlyâs’ın Allahü teâlânın sevgili kullarından olduğunu haber vermekte fakat onlar adına mukaddes bir günün varlığını bildirmemektedir. Hıdırellez gününün İslâm dîninde dînî hüviyeti ve kudsiyeti yoktur. Bundan dolayı 6 Mayıs’ta İslâmiyet’in beğenmediği, haram (yasak) ettiği şeyleri yaparak eğlenmek yasaktır.
İslam dünyasının bir bölümünde özellikle Türk dünyasında yaygın olarak kutlanılan hıdrellezin İslam ile doğrudan bir ilişkisi yoktur. Daha ziyade İslam öncesi dönemlerde baharın gelişi ve doğanın canlanmasından kaynaklanan sevincin ifadesi olarak başlamış ve zamanla oluşturulan efsanelerle dini bir muhteva da kazanarak, geleneksel bir halk şenliğine dönüşmüştür.
Dinimize göre meşru olmak kaydıyla eğlenmenin, yiyip içmenin, şenliklerin bir sakıncası yoktur. İslam Dininde eşyada asıl olan mubah yani helal olmaktır. Bunun için bu ve benzer konularda İslam Dini ayrıntılı ve özel hüküm koymak yerine; sebep, içerik ve amaç açısından değerlendirerek, genel ilkeler belirlemiştir. Bunlar da; dinin temel inanç, amel ve ahlak ilkelerine aykırı olmaması, haramların işlenmesine götürmemesi, başkalarının haklarını ihlal etmemesi gibi ilkelerdir. Asr Suresinde Rabbimiz şöyle buyuruyor; “Asra yemin ederim ki; İnsan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır”
Ayrıca İslam Dininde herhangi bir günün veya zamanın, kutsallığı ya da uğursuzluğu yoktur. Doğa, su, hava, yeşillik, mevsimler, iklimler kendi başlarına, müstakil güçler değildir. Bilakis Allah’ın yarattığı kâinatın birer parçasıdırlar ve hepsi de neticede ilahi bir plan ile hareket etmektedirler. Yine inancımızda dua edilecek, yardım istenecek, dualara, dileklere karşılık verebilecek olan yalnızca Allah Teala’dır. Bunun için; ağaçlardan, türbelerden, doğadan ve benzeri şeylerden dileklerde bulunmak, mal-mülk talep etmek, kısmet ve talihin açılmasını beklemek en hafif ifadeyle hurafedir, batıl ve boş inançlardır.
Bir başka açıdan, hıdrellez veya benzeri şenliklerin, toplumsal birlik-beraberlik ve kaynaşma açısından önemi vardır. Bu vesileyle insanlar bir araya gelmekte, neşelerini paylaşmakta, beraberce yapılan piknik gezi ve eğlencelerle hem hayatın yorgunluğu atılmakta hem de tatlı bir muhabbet oluşmaktadır. Biliyoruz ki birlik ve beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyacımız vardır. Bunun için birliğimize, yardımlaşmaya, muhabbete vesile olan, kardeşliğimizi pekiştiren her meşru şeyi önemsiyoruz. Allah birliğimizi ve güzelliklerimizi daim eylesin.
Yazımı Mevla’nın şu güzel sözüyle bitirmek istiyorum:
Taş yeşermez, gelmiş olsa da ilkbahar. Toprak ol da bak, nasıl güller açar.
Taş gibi idin, çok gönül kırdın; yeter. Toprak ol, üstünde hoş güller biter.

Haber Arama