20-03-2017
Yunanistan ve AİHM kararları...
Avrupa Konseyi, Avrupa kıtasının güçlü kuruluşlarından biridir. Bugün 47 üyesi bulunmaktadır. Bunlardan 28’i de Avrupa Birliği’ne üye ülkelerdir.

Avrupa Konseyi üyelerinin imzaladığı, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü korumayı amaçlayan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 20 Mart 1950 tarihinde Roma’da imzalanmış, 1952 yılında da yürürlüğe girmiştir.

Sözleşmenin üye ülkeler tarafından uygulanıp uygulanmadığı denetleyen adli merci ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’dir. İç hukuk yollarını tüketen bireyler, insan hakları ihlallerine ilişkin şikayetlerini kişisel olarak Fransa’nın Strasbourg kentinde bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürebilirler.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yanı sıra, Avrupa Konseyi’nin faaliyette olan daha birçok kurumu vardır. Bunlar arasında yer alan ve üye ülkelerin dışişleri bakanlarından ve onların temsilcilerinden oluşan Bakanlar Komitesi, ana karar organı olarak görev yapar. AİHM’in kararlarının uygulanıp uygulanmadığının takipçisi de Bakanlar Komitesi’dir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalayan ülkeler arasında yer alan Yunanistan, Batı Trakya Türk azınlığına yönelik insan hakları ihlalleri nedeniyle AİHM tarafından yargılanmış ve suçlu bulunmuştur.

AİHM’de Yunanistan’ın suçlu bulunduğu azınlık davaları arasında İskeçe Türk Birliği, Rodop İli Türk Kadınları Kültür Derneği ve Meriç İli Azınlık Gençlik Derneği yer almaktadır. 2007 ve 2008 tarihli kararlarında AİHM, Yunanistan’ı dernek kurma özgürlüğünü ihlalden suçlu bulmuştur.

AİHM kararlarının üzerinden geçen yaklaşık 10 yıla rağmen, Yunanistan bu konuda olumlu bir adım atmak bir tarafa dursun, Yunan mahkemeleri AİHM kararlarını hiçe sayan beyanlarda bulunmuş ve bu kararların ülkeyi bağlayamayacağını savunmuşlardır. Başkent Atina’daki siyasilerin tavrı da farklı değildir.

Azınlık dernekleri konusundaki inatçı ve ısrarcı tutumundan vazgeçmek istemeyen Yunanistan’a, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nden son olarak ciddi bir uyarı geldi. AİHM kararlarının uygulanması konusunda herhangi bir sonuç elde edilmemesi nedeniyle Yunanistan’ı eleştiren Komite, Yunan makamlarından davaların yeniden esastan görüşülmesine izin verecek şekilde adım atmasını istedi.

Hatta, Yunanistan’ın Eylül 2017’ye kadar somut bir sonuç elde edecek şekilde adım atmaması halinde ikinci bir ara karar alacağı uyarısında bulundu.

Evet, AİHM kararlarının yaptırım zorunluluğu mevcut değil. Yani ülkeler için bağlayıcı niteliği yok. Ama AİHM kararlarını uygulamamak siyasi açıdan ciddi bir itibar kaybı anlamına geliyor. Bakanlar Komitesi’nin AİHM kararlarının uygulanıp uygulanmadığını takibinde de, siyasi baskı ve itibar kaybı önemli bir araç olarak kullanılıyor.

Ancak görünen o ki, Bakanlar Komitesi’nin uyarılarına kulak asmayan Atina için itibarının zedelenmesi pek de önemli değil. Azınlık dernekler konusunda adım atmaya yeltenmeyen Atina, sanki daha önceleri AİHM’de aleyhinde sonuçlanan dava konularını da gündeme getirmeye çalışıyor.

Neyi mi kastediyorum? Hemen açıklayayım...

Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif, “makam gaspı” suçlamasıyla bir kez daha karşı karşıya. Müftü Şerif, ilgili dosyayı almak üzere geçtiğimiz günlerde Gümülcine Emniyet Müdürlüğü’ne çağrıldı.

Hemen eski defterleri bir karıştıralım...

İbrahim Şerif, “ makamı gasp” suçu ve müftü kıyafetini “kanunsuz” olarak taşımak suçundan 8 aya hapse mahkum edilmişti. Yargıtay’ın da bu kararı onaylamasından sonra İbrahim Şerif, 1997’de Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na başvurmuştu.

1999’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, İbrahim Şerif davasında, “Şerif’e karşı yürütülen idari işlemler Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi’nin düşünce, din ve kanaat özgürlüğüne dair 9. maddesinin ihlali” olduğu gerekçesiyle Yunanistan’ı mahkum etmişti.

Görünen o ki, geçen onca zamana rağmen bir arpa boyu yol katedilmiyor. İleri gidileceğine, geriye gidiliyor. Tarih tekerrürden ibarettir. Ancak çağdışı, insan haklarını ayaklar altına alan tekerrülerin kimseye, başta da Atina’ya faydası yoktur.



Haber Arama