Raif Usta
Serbest Kürsü
Yazarın Diğer Yazıları

28-06-2016
Mülteciler ; istenmeyen misafirler

28-06-2016
Mülteciler ; istenmeyen misafirler
Tarihsel boyut içersinde yaşanan mülteci - sığınmacı sorunu, günümüzde de tazeliğini koruyor, en önemli insani ve vicdani krizler arasında yer alıyor . Günümüzde tüm medeni dünyanın gözü önünde vuku bulan bu insanlık dışı zulümler 65 milyondan fazla insanı evinden ve yurdundan uzak yaşamaya mahkum etmiştir.

Savaştan kaçarak Avrupa’ da daha iyi bir hayat yaşamak umudu ile yola çıkan Suriyeli mülteciler sınır boylarında terk edildiler, kaderleri ile baş başa bırakıldılar. Mülteci kampları ile ilgili yapılan haberler ve yaşanan çarpıcı detaylar hem sosyal medyada hem de gazete sayfalarında yer aldı, kamuoyu ile paylaşıldı.

Mülteciler için kurulan kabul merkezleri, kısa süreli barınma sağlayarak, acil ihtiyaçlarının karşılanması açısından önemli idi. Mülteciler için kurulan kabul merkezleri, tavsiye ve rehberlik sağlamada önemli faydalar getirmek için kurulmuşsa da beklenilen faydayı maalesef sağlayamadı. “Medeniyetin ve demokrasinin beşiği Αvrupa” tarafından Suriyeli’ler hor göründüler, hoş karşılanmadılar.

Yaşadıkları topraklarda maddi durumları iyi olan, iyi şartlarda yaşayan, ama yaşanan savaş sonucu ve uğradıkları zulüm sonucunda, amaçlar sadece aileleri ile birlikte hayatta kalabilmek için yabancı bir ülkeye sığınmak zorunda kalan bu insanlara AB ülkeleri tarafından sergilenen insanlık dışı davranışların nedeni ne? Yeri geldiğinde bir hayvan ya da çevre hakları için yeri göğü ayağa kaldıranlar, bu insanlık dramı karşısında neden suskun kaldılar ve hala sesiz kalıyorlar? Hiç şüpheye yer yok ki, mültecilere karşı sergilenen bu tür hal ve davranışlar insanlıktan uzak, vicdan dışı, merhametten uzak bir bakış açısı içerisinde olduklarını açıkça ortaya koymuş oldular.

Resmi kayıtlara göre (BM raporuna göre), Suriye’de yaşanan iç savaşta, 6 milyondan fazla insan ikamet ettikleri yerleri terk etmek zorunda kalarak mülteci statüsüne düştü. Bunların yaklaşık 3 milyonu Türkiye, Ürdün, Lübnan ve Irak gibi komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı. Suriye’de yaklaşık 5 milyon kişi insanlık dışı pozisyonda yaşıyor. Savaş nedeni ile hayatını kaybeden ve zarar gören Suriyeli çocukların durumu ise içler acısı.

Görüldüğü gibi, Batı ülkeleri sığınmacıları - mültecileri kendi topraklarında görmek istemiyor. Onların ülkelerine gelmemeleri için kötü muamele de dahil, ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Sizler “savaşın ortasında kalın, bizim topraklarımıza gelmeyin , ülkenize sahip çıkın, bulunduğunuz topraklardan çıkmayın” deniliyor. Hiç bir suçu olmayan bu bahtsız insanlar, bulundukları topraklara hapsedilip göz göre göre ölüme itiliyorlar.

Batı medeniyeti, özellikle Suriye’de yaşanan bu insanlık dramına karşı, BM’nin baskısıyla karşılaşınca ancak az sayıda bir mülteci grubunu kabul etti. Avrupa medyası ise, kabul edilen bu kişiler arasında teröristlerin de olabileceğini öne sürerek, telkinlerde bulundu ve tüm mültecileri potansiyel suçlu ilan etmeye çalıştı.

Avrupa ülkelerine yaptıkları sığınma taleplerine cevap alamayan binlerce insan, bu kez insan kaçakçılarına memleketlerine geri dönmek için para ödüyor. Avrupa yolunun kapanması nedeni ile Yunanistan’da sıkışan Suriyeliler bu kez Türkiye’ye dönmek için Meriç nehrinin tehlikeli sularında hayatlarını riske atıyorlar. İnsan haklarını, özgürlüğü, barışı ve demokrasiyi savunan Avrupa, kendi ülkelerinde yaşama hakkı bulamayan bu insanlara özgür ve güvenli bir yaşam imkanı sağlamaktan çekiniyor. Yani savaşlardan kaçarak bir “umut yolculuğu”na çıkan birçok mülteci için bu önüne çıkan kapalı sınırlar, tel örgüler, hudut boylarına örülen duvarlar nedeniyle “umutsuzluk yolculuğu”na dönüşüyor. Bu insanların mülteci, Müslüman, Hıristiyan olmalarından önce “insan” oldukları gözardı ediliyor. Durum ne yazık ki bu. Dünyadaki en büyük göçmen ve mülteci nüfusunu topraklarında barındıran Türkiye’nin dışında Avrupa ülkeleri yanıbaşındaki mülteci ve göçmen sorununa karşı hep “defans” halinde. Mültecileri kapıdışarı etmek veya kapı dışında tutmak için tüm gayret sarfediliyor. Bu konuda, yani göçmen ve mülteci sorununda ne ciddi bir politika üretebildi, ne de yakın gelecekte böyle bir ihtimal görünüyor.

Peki Batı dünyası yaşanan bu insanlık dramlarına karşı neden bu kadar mesafeli ve vicdansız davranıyor? Yaşam mücadelesi vererek sığınma talebiyle gelen insanlara karşı neden sırt çeviriyor, neden korkuyor?

Güvenlik, sosyal ve ekonomik nedenler, işsizlik sorunu gibi gerekçeler öne atılsa da, Avrupa Birliği ülkelerinin Suriyeli mültecileri almak istememesinin en önemli sebeplerinden biri de, yükselen Müslüman karşıtlığı. Bir diğer ifade ile açıklamak gerekirse İslamofobi’ dir.

Türkiye’nin gerçek İslam’ın her kesimini kucaklayan, görüş ayrımı gözetmeksizin herkese eşit mesafede duran, tarihten gelen ve mevcut politikalarıyla desteklediği Müslüman ülkeler arasındaki lider konumu, Türkiye’yi bu alanda da örnek durumuna sokmaktadır.
Avrupa ülkeleri, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girişine müsaade etse aslında en büyük iyiliği kendine yapmış olacaktır. Avrupa Birliği, Türkiye’nin hoşgörüyü temsil ettiğini görecektir. Türkiye’nin en büyük görevi ise İslam dini üzerinde dolaşan kara bulutları ve önyargıları ortadan kaldıracak pozisyonlar alması olacaktır.

Çocukların ölmediği, öldürülmediği, gülüşleriyle ve sevinçleriyle dolu bir dünya umudu ile...

Haber Arama