Ramadan Duban
Serbest Kürsü
Yazarın Diğer Yazıları

29-02-2016
Eğlence

29-02-2016
Eğlence
Bir gün şehirden köye geldiğimde, köyümüzde akşam ezanı okunuyordu. Ezan okunduktan sonra yüksek sesli müzik duyulmaya başlandı köyün bir yerinden. Merak ettim; evdekilere sordum. “Asker eğlencesi” dediler. Köyümüzden dokuz genç askere gidiyordu ve öncesinde eğlenmek en doğal haklarıydı.

Yatsı ezanı okunmaya başlayınca müzik birdenbire durdu. Bir süre başlamadı. Askerlerle görüşme fırsatıdır düşüncesiyle ben de eğlence yerine gitmek için evden çıktım ve evimizin kuzeyinde, köyümüzün iki kahvesini birleştiren uzunca bir yoldan yürümeye başladım.

Eğlence alanına yaklaştıkça yolun baştanbaşa sağlı sollu arabalarla dolu olduğunu gördüm. Lambalarla ışıklandırılmayan bu yolda bulunan arabaların çoğunda, kimisi içeride, kimisi dışarıda kızlar ve erkekler sohbet ediyordu. Müziğin olduğu yere doğru ilerledim. Çok defa eğlencelere katılmış olmama rağmen, böyle bir kalabalıkla ilk defa karşılaşıyordum.

Müziğin olduğu yere geldiğimde, müzik setinin tam Ahmet dayının yattığı odanın arkasına yerleştirildiğini gördüm. İçim cız etti, çünkü Ahmet dayı doksan altı yaşında ve hastaydı. Civarda Ahmet dayı gibi yaşlı olan başkaları da ikamet ediyordu.

Kalabalığı zor geçtim. Müzik setinin oradan geçerken, hoparlörler gümledikçe yerler titriyordu. Eğlence alanı, duvardan karşı duvara asılmış birçok ampulle aydınlatılmıştı. Müzik coştukça oynayanların üzerlerine ışıklar gelip gidiyordu. Bir tarafta erkekler, bir tarafta da kızlar oynuyordu. Köyün kadınları herkesten çok meraklıydı eğlenceye. Başına yaşmağını, sırtına feracesini kuşanan bütün kadınlar gelmişti alana. Aralarında çocukları kimi elinden tutuyor, kimi ise kucağına almış oynayanları kendilerinden geçmişçesine seyre dalmışlardı. Meydanın biraz uzağından seyre gelmiş orta yaşlı erkekler de vardı. Birçoğu eve giderken çoluğunu çocuğunu bekleyip eve götürmek için oradaydı. Gezer kantinler de yerlerini almış, sıcak kahve, meşrubat ve çeşitli yiyeceklerle orada bulunanlara hizmet vermeye çalışıyordu.

Bir binanın orta katında boydan boya balkonu olan köyün kahvehanesi de orada bulunuyordu. O akşam balkon tıklım tıklım insanla dolmuştu. Lise sonda okuyan ve geçen yıl matematik derslerinde yardımcı olduğum iki genç kız komşu köyden gelmişlerdi.

Tam yukarı kahveye çıkacağım anda bana el salladılar. Hemen yanlarına gittim. Hoş beşten sonra, havadan sudan bir şeyler konuşalım der demez, yakınımızda bulunan iki genç birbirlerine küfrederek atışmaya başladı. Yüzleri kıpkırmızı olmuştu. Ben oracıkta dondum kaldım. Hayatımda hiç işitmediğim küfürleri duymaya başladım. Kadınların ve küçük çocukların bulunduğu böyle bir ortamda bu tür küfürlerin sarf edilmesi hiç hoş bir şey değildi. Gençlerden biri küfürlerle hırsını alamayınca diğerinin üzerine yürüdü; birbirlerine adeta kenetlendiler. Bunun üzerine birçok genç de onların üzerine çullanarak ayırmaya çalıştı.

Saniyeler içerisinde gençlerden büyük bir top oluştu. Ardından iki büyük gruba ayrıldılar ve zıt yönlere doğru ağır ağır hareket etmeye başladılar. Birdenbire herkes bir taraflara kaçışmaya başladı. Yanımdaki kızlar toz olmuştu; hiç fark etmemiştim. O esnada ben de olay yerinden ayrıldım.

Yukarıya kahvenin balkonuna baktım. Herkes balkona çıkmış kavgayı seyrediyordu. Balkona o kadar insan doluşmuştu ki çökecek sandım. Ben de yukarıya çıktım, kahveye girerken, yan taraftan bir arkadaş, “Durmuşun kavganın ortasında, çarpacak bir şey başına, güzel görecen kavgayı!” dedi.

Kavga büyür diye eğlence dağılmaya başlamıştı. Kahveye girdiğimde herkes kavgayı konuşuyordu. Karşı masada tek başına oturan bir arkadaş, hırsla elini savurdu ve bağırarak “Yisinler birbirini” dedi.

Ona doğru gittim ve yanına oturur oturmaz anlatmaya başladı. “Dağıttılar güzelim eğlenceyi. Askerler, bir hafta koştu tertiplesinler diye, bir sürü masraf da boşa gitti. Hem yakın akraba bu çocuklar, böyle yapmasaydılar.” Ben de “iyi bir şey olmadı” diyerek ona katıldım.

Kahvede kaldığım süre içinde hep kavga konuşuldu. Eve dönerken, yollarda kimse kalmamıştı. Ahmet dayı aklıma geldi. Hasta haliyle acaba nasıl katlanmıştı onca gürültüye! Vakit daha erkendi, halini hatırını sormak için onu ziyaret etmeye karar verdim ve evine gittim. Sohbet etmeye başladık ve söz eğlenceye gelince, “Eğlensin gençler, ben yedi sene askerlik yaptım ve hiç eğlence görmedim. Onlar görsün bari. Biz her şeye alışığız, keşke dağılmasaydı da devam etseydi.” dedi.

Ertesi akşam, gençlerin kahvesine gittiğimde aynı şekilde orada da gündem kavga idi. Kavgayı ayıran gençler heyecanlı bir şekilde yaptıklarını birbirlerine anlata anlata bitiremiyorlardı. Kavganın büyümesini nasıl önlediklerini bütün incelikleri ile masaya yatırmışlardı.

İçlerinden bir arkadaşın, hepimizin soylu bir milletin evlâtları olarak birinci derece akraba olduğumuzu, akrabalık geleneğinin toplumumuzda çok iyi yaşatıldığını, kimseye faydası olmayan şiddetin bizim içimizde yerinin olmadığını büyük bir samimiyetle anlatması, orada bulunan herkesi duygulandırdı. O akşam orada bulunan gençlerin arasındaki yakınlığı ve sevgiyi görmeye değerdi.

Sevgi ile kalın.
Haber Arama