Asım Çavuşoğlu
Serbest Kürsü
01-08-2016
Birlik - beraberlik düşmanları (Bozguncular)
Önceki yazımda (982 sayı ve 17 Haziran 2016 tarihli Gündem Gazetesi) çeşitlilikte birlik olmamız gerektiğine dikkati çekmiştim. Bu yazımda da birlik – beraberlik düşmanlarını, yani bozgun çıkarmaya çalışan veya çıkaran kimseler üzerinde durmak istiyorum
Bozgunculuk: fitne, fesat ve karışıklık çıkarmak; zulüm ve taşkınlık yaparak haddi aşmaktır.

Fitne: Bir toplumda, insanlar arasında kendi fikirlerini, dayatmalarını tek doğru olarak kabul ettirmeye çalışmak ve kendileri gibi düşünmeyenleri “tecrit” etmektir.

Fesat: Bir şeyin faydalı olmaktan çıkıp zararlı olmaya başlaması yani bozulması, kokuşması, orta yoldan ayrılması demektir. Fesadın en yaygın olarak işlendiği alan insanlara ait haklara tecavüzdür. Fesadın en önemlisi de insanın yaşama hakkına yapılan haksız saldırıdır.

İnsan, fıtratındaki “nankörlük” ve “zalimlik” özellikleriyle, zaman zaman toplum içinde bozgunculuk çıkarır, kendisi gibi eşit şartlarda yaratılan insanları mali güç veya zorbalıkla esareti altına almaya çalışır. Bu tip insanları her yerde görmek mümkündür. Eğer sizi aralarına almalarını isterseniz onlara uymanız gerekir. Çünkü asla sizi olduğunuz gibi kabullenmezler, onlar gibi olmak zorundasınız.

Haysiyet ve şereflerini korumak isteyenlerin direnmesi neticesinde savaşlar çıkar ve kanlar dökülür. Bugün de güçlüler çeşitli bahanelerle zayıfları ezmek istemektedir ve ezmektedirler. Boşuna “Tarih tekerrürden ibarettir” diye söylenmemiş.

Güçsüzlerin zulüm ve işkenceler altında ezildikleri bir ortamda, bozgunculuktan nemalanan bu kişiler, azınlığımız arasında fitne ve fesat ile bozgunculuk çıkarmayı adet edinmişlerdir. Bunlar, karı ile koca, evlat ile ebeveyn, kardeşleri ve akrabaları, yöneten ile yönetilenlerin arasını bozmaya çalışırlar. Bunun için din, dil, renk, mezhep, tarikat, cemaat, parti…gibi farklılıkları devreye sokarak etkili olmak için gayret gösterirler.
Zaman zaman Batı Trakya’ya gelen yabancılardan bir kısmının gayet sinsice ve tilkice, bazılarının ise açıkça bu tip etik dışı davranışlarda bulunduklarından söz edilmektedir. Hatta bu konularda yeterince bilgisi olmayan soydaşlarımızı avladıkları da duyulmaktadır.
Hemen ilave etmek isterim ki, bu gibi misyonerlerle, bozguncularla en güzel mücadele, fikir yolu ile yapılacak mücadeledir. Yapılmak istenenler güzel analiz edilmelidir. Geriye dönüp baktığımızda, atalarımızın da bu tür vicdansızlarla sürekli uğraştığını ve sonuçta zafer elde ettiklerini yazar – çizerlerden öğreniyoruz.

Ne yazık ki, bugünkü dünya düzeninde servetin ve adaletin dağılımı zulüm ve ayrımcılık üzerine kurulmuştur. Mide bulandıran “çifte standart” adeta çağın yükselen değeri haline gelmiştir. Batılılar, kıyıya vurmuş deniz hayvanlarını kurtarmak için seferber olurken, menfaatlerine göre yeni dünya haritaları çizebilmek için ulusları ve bir ulusun gruplarını birbirine düşürmekte, akan kana, yıkılan binalara aldırmadan, vicdanları sızlamadan sebep oldukları felaketleri seyretmekte, sonucundan menfaat devşirmeyi hedeflemektedirler.
Diğer taraftan bir milleti, bir toplumu yıkmak isteyenler, önce o toplumu meydana getiren fertler arasında ayrılık tohumları ekerek onları birbirine düşürürler. Birlik – beraberliklerini bozarlar. Maddi ve manevi güçlerini kardeşlerine karşı kullanan ve düşmanlarını unutanlar kolayca başkalarına yem olurlar. Bu gerçek öteden
beri bilindiği için , dünyaya hükmetmiş nice büyük devletler, düşmanları tarafından önce içeriden parçalanmış, sonra yıkılıp tarihten silinmişlerdir.

Bu noktada konumuzla ilgili İslam tarihinde geçen bir olayı aktarmak istiyorum. Şöyle ki: İslamiyet’ten önce Evs ve Hazreç Kabileleri, Medine Yahudilerinin kışkırtmalarıyla birbirlerine düşman kesilmişlerdi. Aralarında harpler de olurdu. Son olarak Buğas harbi olmuştu. Sonra İslamiyet geldi ve bu iki düşman kabileyi kardeş yapıp birleştirdi.
Medine Yahudileri onların böyle dost oluvermelerini istemiyorlardı. Onları parçalamak ve köle gibi kullanmak istiyorlardı. Bir gün çarşıda Müslüman gençler toplanmış tatlı tatlı konuşurlarken bir Yahudi hasedinden patlayacak hale geldi. Çocuğuna: “Git dedi, onlara Buğas harbini hatırlat.” Çocuk gidip araya Buğas harbini attı. Bunun üzerine Müslüman gençler önce bu harp yüzünden bir birlerine laf atmağa, sonra dövüşmeye başladılar. Hatta “ İsterseniz o harbi tekrar edelim” dediler…

Geçmiş dönemlerde azınlıktan şahsi çıkar, siyasi ve iktisadi hedef peşinde, çoğunluktan ise azınlığımızı yıkmak, birlik – beraberliğimizi dağıtmak için oyun bozanlar ortaya çıkmışsa da bu bozguncular, toplumumuz tarafından şiddetle reddedilmiş, itibar görmemişlerdir.

Sosyal ve kültürel yaşamları bugün de son derece sınırlı olan azınlığımız, doğanın ve eşyanın tabiatına aykırı davranan, aynı zamanda yönetimin ayak oyunlarına hizmet eder bir tutum içine girmeleri sebebi ile bu kişilere karşı kılı kırk yararcasına gayet akıllıca ve çekinmeden verilen tepkilerle, azınlığımızın geleceği parsellenmeden kurtarılmıştır.
Bahse konu bozguncular, ırk veya vatan bağına dayalı birlikler oluşturmuşlar, kendi ırkından veya vatandaşı olmayan insanlara eşit insan haklarını tanımamışlar, üstüne üstlük zayıf, geri buldukları toplulukları iliklerine kadar sömürmüşler, ellerinde ne varsa alıp keselerine aktarmışlardır.

Velhasıl azınlık olarak kaldığımız tarihten itibaren idarecilerimiz, bizi ayırmak, parçalamak için aynı yolu takip etmişler, halen de etmektedirler. Böl, parçala, yönet taktiği ile yıllardır yönetilen azınlığımız, bu taktiğin kıskacından kendini hâlâ kurtaramadı. Kısır bir döngü içerisinde yerimizde saymaktan bir türlü kurtulamadık.
Azınlığın 1923’ten bugüne kadar geçen günleri hep sızlanmalar, şikayetler, vahlar, eyvahlar ile geçti. Hiç mi gülmeyecek bu bahtı kara toplumumuz fertlerinin yüzü?
Atina hükümetleri bizi her nedense daima potansiyel bir tehdit ve tehlike olarak değerlendirmiş, demokrasinin kanallarını tıkamıştır. Bu nedenle de azınlık haklarımızı bugüne kadar maalesef kullanamadık. Oysa devletimize karşı daima itaat içinde olduk. Bozguncu hiçbir hareket içinde yer almadık. Ülkemiz Yunanistan için gerektiğinde kanlarımızı, canlarımızı vermeyi bir borç bildik. İkinci Dünya Savaşı ile onu takip eden iç savaş bunun örnekleriyle doludur.

Son olarak temennim odur ki: Hayat denilen bu sürecin içinde yer alan farklı cins, inanç, düşünce ve görüşteki bireylerin birbirine kattığı, birlikte öğrendiği yeni ve değerli kazanımların olması gerçeğiyle birbirimize güvenip dört elle sarılırsak ve kimseyi ötekileştirmeyerek birlikte paylaşarak toplumsal faaliyetlerimizi yaparsak, işte o zaman bozguncular hiçbirimize zarar veremezler. Amacımız, demokratik katılımı yaygınlaştırmak, ortak yaşam bilincini geliştirmek ve komşuluk ilişkileri ile sosyal dayanışmayı pekiştirmek olmalıdır!..

Bize yakışan da budur!


Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
[email protected]