Av. Mehmet Mehmet
Serbest Kürsü
Yazarın Diğer Yazıları

23-05-2016
ANLAYIŞ

23-05-2016
ANLAYIŞ
Bir insanı anlamak ne kadar önemlidir hiç düşündünüz mü? Hayatımızda bulunan, yardımımıza ve tavsiyemize muhtaç insanlar hep var olmuştur. Aynı şekilde bizlerin de, bizden ne istediğini, bizim onlardan ne beklediğimizi bildiğimiz insanlar vardır. Tüm bu karşılıklı iletişim kurgusunun yaşamımıza pozitif olarak yansıması kaçınılmazdır. Karşımızdaki kişiyi tanımamız ve anlamamız, tüm insani ilişkilerimizin düzene girmesi, olası sorunların ortadan kaldırılması için atılması gereken ilk adımdır.

Ve dinlemek...

Anlamak için önce dinlemek gerekir. Çünkü dinlemeden yargılamak adaletsizliği doğurur. Adaletsizlik ise zulümdür. Adaletin ortadan kaybolduğu toplumların haline her gün biraz daha fazla şahit oluyoruz.
Etnik, dini, örfi açıdan birbirleriyle aralarında farklar olan ve aynı yaşam alanını paylaşan toplulukların da biribirine karşı saygı çerçevesinde davranabilmesi için karşılıklı anlayış aynı şekilde şarttır. Yine anlayışın ve hakkaniyetli hüküm sürmenin temel şartı diyalog kanallarının açık tutulmasıdır.

Doğu Makedonya - Trakya Eyalet Eğitim Müdürü sn. Panayotis Keramaris’in Azınlık okulları müdürlerine azınlık mensubu öğretmenlerin yazışmalarında devletin resmi dili olan Yunanca’yı kullanmaları için telkinde bulunulması adına gönderdiği yönergenin (Protokol No.F.8.2/2.4/2026/07-03-2016) ardından yakın zamanda Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği’nde ağırladığımız İngiltere’nin Atina Büyükelçisi sn. John Kittmer’in yönelttiği bir soru aklımda canlandı. “Azınlık olarak Yunan devleti ile aranızda tesis ettiğiniz Daimi Diyalog Kurulları var mı?” diye sormuştu. O an bir “maalesef” sözcüğüyle yetinsem de sonradan düşündüğümde konuyu genişleterek söylemek istediğim o kadar çok şeyin olduğunu fark ettim ki. Uzun yıllardır burada idare anlayışının yönetenle yönetilenin birbirini yabancı görmesi temeline dayandığını mı istersiniz, idarenin yönettiği toplumun kırmızı çizgilerine, hak ve hukuk anlayışına, bazı kağıda dökülemeyecek örfi kanunlarına tam anlamda hakim olmadığını mı, yoksa devletimizin önce dinleyip sonra hüküm vermek yerine önce hüküm verip sonra dinlemeyi tercih ettiğini mi. Yunan devletinin azınlık toplumuyla diyalog içinde bulunmaktan sürekli olarak kaçınması veya bunu gerçekleştirdiğinde azınlığın ekseriyetinin ortaya çıkacak sonucu kabul ve tasdik etmeyeceği şekilde yapmasının daha sayabileceğimiz bir dizi nedeni olduğu örnekleriyle birlikte ortaya çıkacaktır. Tüm bu düşünce girdabının içinde kaybolup gitsek de ortaya şu sonuç çıkmaktadır: Devlet azınlığı temsil eden unsurlarla diyalog kanallarını kapalı tuttuğu sürece bize kimi zaman dar, kimi zaman da bol gelen hükümleri dayatıp duracaktır. Ortaya çıkan daha fazla çözümsüzlük, daha fazla ötekileşme ve birbirinden uzaklaşmadır.

Devletin dinlemeyi, anlamayı ve bu doğrultuda ortak çözümler üretmeyi tehlikeli olarak gören ve yapıcılıktan uzak tutumunun dönem dönem kasıtlı olarak, bazen ise karşı tarafı anlamamanın getirdiği bilinçsizlikle azınlığın tepkisine yol açan, rencide edici kararlara dönüştüğünü gördük. Son örnek de bundan öteye gitmez. Bu tutum devam ettiği sürece daha fazla örnekle karşı karşıya kalacağımız da kesindir. Anadilimiz olan Türkçe’nin okullarda kullanılması gibi doğal bir hakkın kullanılmasında dahi, tabiri caizse bir “bit yeniği” arayan anlayış, kendini toplumumuzla hemhâl bulmaktan çok uzaktır.

Çok uzak olduğunun kanıtı da yukarıda bahsedilen 7 Mart 2016 tarihli yönergeye karşı doğan tepkinin ve karmaşanın üzerine 11 Nisan 2016 tarihinde yine aynı merciden okullara gönderilen bir diğer yönergedir (Protokol No.F.8.2/2.4/3044/11-04-2016). Yönergede 24/03/2016 tarihli yönerge (Protokol No.F.8.2/2.4/2541) ve azınlık okul danışmanlarının eğitim camiasında ortaya çıkan “kafa karışıklığına” dair belgesine atıfta bulunularak açıklayıcı, yeni bir yönerge yayımlama ihtiyacının doğduğu belirtiliyor. Bu yönerge ile yazışma ve duyurularda resmi dil olan Yunanca’nın kullanılması vurgusunun aksine (yeni yönerge ilk yönergeyi düzeltmiyor) çift dillilik esasına vurgu yapılıyor. Ayrıca, azınlık eğitiminin Lozan ve ilgili Eğitim Protokolleri uyarınca çift dilli olduğu gerçeği dile getiriliyor. Yani malumun ilanı. Çift dillilik esasına dayanılarak Eğitim, Araştırma ve Din İşleri Bakanlığı’nın bu konudaki sabit tezinin her iki dilin azınlık okullarının eğitim programlarında ve bunlarla ilgili işleyiş ve süreçlerde engelsizce kullanılmasının esas olduğu belirtilmekte. Bunun aksine sn. Keramaris’in 7 Mart tarihli yönergesinde okullara gönderilecek olan ilan ve bilgilendirme notlarının ülkenin resmi dili olan Yunanca’da yapılması talimatı veriliyor. Buna ek olarak, bu kez Rodop İl Eğitim Müdürü sn. Konstandinidis Marinos’un azınlık okullarına gönderdiği bir duyuruda (Protokol No. F2.4/1224/01-04-2016), öğrencilere yapılacak olan duyuruların Yunanca’da yapılması talimatı veriliyor. Gerçekten de, tüm bu yönerge trafiğinin ardından meydana gelen bir “kafa karışılığı” var ama bunun kimden kaynaklandığına bir bakalım.

Eğer son yönergede belirtildiği üzere çift dillilik esas ise neden daha önceki yönergeleri azınlık okullarına gönderme ihtiyacı duyuldu? Sn. Keramaris ve İl Eğitim Müdürü sn. Konstantinidis Lozan ve Eğitim Protokolleri’nden haberdar değiller miydi? Tüm bu soruların temelde iki ana cevabı olabilir. Birincisi ilk yönergenin yayımlanmasında aranacak bir art niyet. İkincisi ise yazımızın başından itibaren analiz etmeye çalıştığımız anlayış “eksikliği” ve “yapılan hatadan nasıl döneriz”in arayışı. İki senaryo da eşit derecede üzücüdür. Eğitim gibi hassas bir konuda art niyet güdülmesi (hangi hedefle?) veya tepeden bakıcı anlayışla eğitim fertlerinin -ki buna öğretmenler kadar öğrenci ve ebeveynleri de dahiller- kendilerini rahatça ifade edebildikleri dilin kullanımından men edilmeleri çağımızın gereklerini yeterince idrak edemeyen bir anlayışın ürünüdür. Yönetilen kişiyi muhatap almayan, sorunlarını dinlemeyen, tek elden tepeden inme kararları “Nasıl olsa uygulamak mecburiyetinde” bakışıyla sabit gören yapı, daha fazla adaletsizlik ve anlayışsızlık yaratmaya, ya da diktiğim kostüm bu insana neden uymuyor diye düşünmeye mahkumdur.

Umarız kısa zamanda bu anlayıştan geri dönülür ve idarecilerimiz, azınlığın kendi sorunlarının azınlığın gıyabında çözme girişimlerinin her zaman taşa çarpan yanlış uygulamalara sebep olacağını anlarlar.

Günümüzde azınlık toplumunun, her konuda diyalog ve müzakere yürütebilecek insan malzemesinden yoksun olmadığını da eklemek gerekir.
Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
[email protected]