Necmi Hasanoğlu
OKU-YORUM
Yazarın Diğer Yazıları

14-06-2016
Çağrı

05-01-2016
Yüzyıl önce

14-12-2015
“Trakya’nın Serserileri”

12-10-2015
SYRİZA KİMİ TEMSİL EDİYOR?

05-10-2015
Çaresizliğin öğrenilebilirliği

04-07-2015
EVET Mİ HAYIR MI?

29-06-2015
Ve kale düştü...

21-06-2015
GREXIT Mİ YOKSA KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ MI?

20-05-2015
FUEN

20-05-2015
TUZ RUHU

29-04-2015
RUHLU - RUHSUZ

29-04-2015
Ruh...

14-03-2015
HALK SONUÇ BEKLİYOR

14-03-2015
HALEP ORDAYSA ARŞIN BURDA

14-03-2015
26 OCAK SABAHI

14-03-2015
DEMOKLES’İN KILICI

14-06-2016
Çağrı
2Haziran’da Alman Federal Meclisi’nin “Ermeni Soykırım Tasarası”nın, insani dram ve trajedilerin siyasal bir baskı aracı olarak kullanmak amacıyla görüşülerek kabul edildiği toplantı sonucunu haberlerde duyduğumda ilk aklıma gelen “bizim Cemile’nin” tavrı oldu. Öğrendiğimde de büyük bir hayal kırıklığı yaşadım.

24 Eylül 2013’teki yazımda, Almanya’da yapılan seçimlerde, öğrenciliğinde tanıma fırsatı bulduğum Yusuf abinin kızı Cemile’nin başarısıyla gurur duyduğumu, adı Hıristiyan Demokrat olan bir partinin ilk ve tek Müslüman Türk kökenli milletvekili seçilmesi dolayısıyla kişisel başarısının yanında Almanya’da “göçmenliğin karanlık girdabından” kurtularak gelen önemli bir örnek oluşturduğunu vurgulayarak alkışlamıştım. AB’nin motor gücü olan Almanya’daki bu örnek, tarihen ve ebediyyen “Nazi” ve “Holokost” utancını taşımak zorunda bırakılmak istenen bir ülkenin insanları açısından da bir fırsat oluşturacağına inanmıştım. Nitekin Avrupa Birliği “değerleri” bağlamında kaleme alınan her metnin bir iddiası vardı: daha güzel ve özgür bir dünya, barış içinde ve adil bir Avrupa.

Hani filmlerde, pırıl pırıl olan bir sahne birden grileşir, soğuklaşır ve rahatsız edici olur. Aynen, son dönemde Avrupa’nın mülteci kriziyle yaşadığı ikilem aslında bir kimlik krizine dönüşmeye başlamış görünüyor. Almanya da İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımlarını tamir etmek ve refahı yakalamak için davul zurnayla davet ettiği genç işgücü göçmenlerin aynı zamanda “insan” olduklarını farkedince, bu insanların inkar edilemez emekleriyle inşa edilen refahı paylaşma konusunda tereddüt yaşamaya başlamış görünüyor. Tabii, yukarda mevzubahis iddialar da tıpkı bir yere çarpınca üzerinde sırrı/kaplaması dökülen alüminyum tabak misali sırıtmaya başlıyor.

Tam yüzyıl önce başlayayan, 20. yüzyılın ortasında ilk revanşı oynanan; görülen o ki diğer bir röşvanşı için de sanki hazırlıklar yapılan empeyalist paylaşım mücadelesinde Avrupa Birliği ciddi bir süreçten geçmekte. Maalesef Almanya da bunun sırıtan en büyük yüzünü oluşturuyor.

Uzman olmaya gerek yok. Almanya’nın Türk milletini töhmet altında bırakacak şekilde sözde soykırım kararını almasının geri planında bu ülkedeki “fobilerin” kabartılıp nefret ve düşmanlığa dönüştürülerek sınırlarından gelen çoluk çocuk binlerce göçmeni durdurma çabası var. Seçilen yol ve paravan olarak kullanılan konu iğrenç ve mide bulandırıcı.

İşte bu tür tarihi dönemeçlerde özellikle temsil mevkiinde bulunan insanların tavır ve tutumları önem kazanmakta, hatta belirleyici olmakta. Övünç ve gurur kaynağımız bir hemşehrimiz olarak Cemile Yusuf Alman Federal Meclisi’nde “partidaşı” Bettina Kudla kadar bile olamamış; “Başka ülkelerde meydana gelen tarihi olayları değerlendirmek Federal Meclis’in görevi değildir.” diyememiş, red oyu verememiş. Diğer “partidaşı” Oliver Wittke gibi çekimser kalarak “Parmak göstererek hiçbir yere ulaşamayız.” da diyememiş. Onu bırakın, “ben insanımın yüzüne nasıl bakarım” diyerek oylamaya katılmamayı bile düşünememiş.

O zaman bu tercihinin sonucuna katlanacak: tarihimize utanç verici bir davranışa imza atan biri olarak kaydedilecek. Herkes tarafından hep böyle anılacak. Tıpkı, oyunu isteyip aldığı insanını düşünmeden “Pontus soykırımı” anmalarına katılmaya yüzü tutanlar gibi. Tıpkı yüz yıl önce Meclisi Mebusan Gümülcine azası iken Cihan Harbi sonunda İtilaf kuvvetlerinin Batı Trakya’yı işgaline çanak tutan Vamvakas’ın kankası Gümülcineli İsmail Hakkı gibi. Tıpkı, Gümülcine mebusu olarak Bulgar Meclisi’ne seçilen ve 1919 Paris Barış Konferansı’na katılarak İngiliz Başbakanı Lloyd George’a muhtıra verip derhal Batı Trakya’yı işgal etmelerini isteyen Kavalalı İsmail Hakkı gibi. Tarihin sayfalarında yerini alacak ve hep yazılacak.

Gözde kuruluşumuz Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu’na da bir “Alman” kuruluşu olarak görev düşmekte. Tüm üye derneklerin ıslak imzalarıyla Alman Federal Meclisi’nin Türk milletini aşağılayıcı ve vatandaşları arasında huzur ve barışı bozucu bu kararını kınayan bir muhtırayı Cumhurbaşkanına, Federal Meclis Başkanına, Başbakana, Dışişleri Bakanına ve oylamaya katılan tüm milletvekillerine göndermesi bir tarihi sorumluluk olarak önünde durmakta. Ayrıca Başkan Yardımcılığı ile temsil edildiğimiz FUEN’den de bu kararın anlamsızlığını ilan eden bir açıklamanın yayınlanması hakkımızı da kullanmalıyız. Avrupa Birliği içinde Tyrol’de Alman azınlık, Batı Trakya’da Türk azınlık nasıl hak mahrumiyetiyle karşı karşıyaysa Almanya’daki 3 milyonu aşkın Türk azınlık da aşağılanarak ötekileştirilmekte, nefrete maruz bırakılarak mağdur edilmektedir. Nefsi müdafaa evrensel bir haktır.

Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
[email protected]