21-10-2019
Ümit ve korku arasında yaşamak
Yüce dinimizin öğrettiği ilahi esaslardan biri de, kulun Rabbi huzurundaki durumu ve teslimiyet ölçüsüdür. Bu ölçüyü bizler ümit ve korkuyla sağlayabiliriz. Buna göre ümit ve korku hayat dengemizdir. Âdemoğlu için bu hayat, gerçekte ümit ve korkuyla dolu bir imtihan yeridir. Bu imtihanda başarı, korku ve ümidin tatlı ahengi içinde yaşayabilmektir. Çünkü fazla korkudan ümitsizlik, korkusuz ümitten de gaflet doğar.

Reca, yani ümit halinde olmak, ebedi hayata dair amelsiz dilek ve beklenti içinde olmak değildir. Ümit ile dilek/temenni arasında fark vardır. Boş temenni ciddiyetsizliktir, bir şey sağlamaz, gayret yoluna sevk etmez. Ümit sahibi ise tam aksine hareket eder. Ulaşmak istediği şeyin gereği olan çaba ve gayreti gösterir. Ümitle boş hayali de birbirinden ayırmak gerekir. Çünkü ümit, işin gereğini ve elden geleni yaptıktan sonra güzel sonucu beklemek, hayırlara ulaşmayı ummaktır. Boş hayal ise lazım olan hiçbir şeyi yapmadan güzel sonuçlar elde edeceği düşüncesiyle avunmaktır. Elindeki buğdayı tarlaya ekmeden mahsul beklemeye benzer.

İbadet ve tövbeyi ileride yaparım, nasıl olsa Allah beni de affeder, cennette bana da bir yer bulunur diyerek Allah’a kullukta gevşek davranmak, nefsin keyfine göre yaşamak büyük bir aldanış, boş bir bekleyiştir. Bu şeytanın aldatmasıdır. Nitekim Allah Rasulü (s.a.s.), güzel işleri ileride yaparım diyenlerin pişman olacakları uyarısında bulunmuştur:
“Akıllı kimse, nefsine hakim olup ölümden sonrası için amel edendir. Aciz ve ahmak kimse ise nefsinin keyfine göre yaşayıp Allah’tan güzel şeyler bekleyendir.”

Mümin, Rabbinin büyüklüğünü ve azabının çetinliğini bilerek O’ndan korkar. Yani Allah’tan en çok korkan, O’nu en çok bilendir. Bu sebeple Rasul-i Ekrem (s.a.s.), “Ben, içinizde Allah’tan en çok korkanınızım” (Buhari) buyurmuyor mu? Fatır Suresi’nin 28’inci ayeti de işte bu manaya işaret ediyor: “Kulları içinde Allah’tan ancak Alimler korkar.”

Görülüyor ki, ilahî bilgi arttıkça kalbe düşen korku da çoğalıyor. Fakat ümitle dengelenen Allah korkusu insanı bunalımlara değil, isyandan uzak durmaya, geçmişi telafi için taat ve ibadete, geleceğe hazırlanmaya sevk eder. Bunun için büyükler: “Herkes korktuğunda kaçar, yalnız Allah’tan korkan O’na yaklaşır.” demişlerdir.

Allah korkusu, toplum hayatında da dengeleyici bir etkiye sahiptir. İnsan, Allah korkusuyla kul hakkından, hırsızlıktan, dolandırıcılıktan, cana kıymaktan uzak durur. Eline fırsat geçse bile vahşileşip suçlara yönelemez.

Cenab-ı Hak: “De ki: “Ey nefisleri üzerine israfta bulunmuş olan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Şüphe yok ki, Allah bütün günahları bağışlar. Muhakkak ki, O çok bağışlayan, çok esirgeyendir” (Zümer 39/53) buyuruyor ve ümitsizliği yasaklıyor.

Bakın Allah Rasulü (s.a.s.) de acziyetinin farkında olan kalplere nasıl ümit aşılıyor:

“Müminin kalbinde korku ve ümit toplandığı müddetçe, Allah’u Tealâ o kuluna umduğunu verir, korktuğundan da emin kılar.” (Tirmizî)

“Kul bir günah işleyip, hemen ardından tövbe ettiği zaman Allah Teâlâ meleklerine, ‘Kuluma bakın! Bir günah işledi de, suçunun cezasını veren ve mağfiret eden bir rabbi olduğunu bildi ve tövbe etti. Şahit olun, ben de onu bağışladım’ buyurur.” (Buhârî)

Anlıyoruz ki mümin ömrü boyunca ümit ve korkunun dengesinde yaşamalıdır. Mümin, yaşadığı sıkıntı ve zorluklardan dolayı karamsarlığa düşüp asla mağlup da olmamalıdır. Her şeyin hayırla sonuçlanacağı ümidi, imanımızın gereğidir. Bütün ipler neticede Allah’ın elindedir. O, Alemlerin ve hepimizin sahibi değil mi? Artık ümitle, şevkle, muhabbetle çalışmaktan başka ne düşünebiliriz? Ne attığımız bir adım, ne döktüğümüz bir damla ter, ne de içimizde yaşattığımız küçücük bir ümit kıvılcımı... hiçbir şey boşa gitmeyecek.

Bir dua ile bitirelim: “Ey gizli lütuflar sahibi olan Rabbim! Korktuklarımızdan bizi kurtar, umduklarımıza da nail eyle.”

Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
[email protected]