30-07-2019
Yeni dönemde “eski yöntem ve söylem”e devam!
Batı Trakya Türklerinin, vatandaşı olduğu ülke Yunanistan için tehlike olarak gösterilmesi bizlerin hiç de yabancı olmadığı bir durumdur aslında. Klasik bir “nefret söylemidir” de aynı zamanda. Batı Trakya Müslüman Türk Toplumu bugüne kadar hiçbir zaman ülkesi Yunanistan açısından “milli” bir tehlike arz etmemiştir. Ülkenin güvenliği ve huzuruna kastedecek hiçbir faaliyet içine girmemiştir. Kaldı ki Batı Trakya’da yaşayan Türklerin yapısı ve karakterinin buna uygun olmadığını kendine “devlet” denilmesini isteyen her yapı rahatlıkla anlar.

Hal böyle olmasına rağmen, Batı Trakya Türklerini bir tehlike, tehdit ve korku nedeni olarak gösteren ve böyle bir algıyı yaratmak isteyen politikacılar var. Geçmişte olduğu gibi ne yazık ki günümüzde de var. 2019 yılında dahi, yaklaşık 40 yıldır Avrupa Birliği üyesi olan Yunanistan’da, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın çözüm bekleyen bir çok sorununun olduğunu görmek istemeyen, bu sorunların üzerini örtmeyi kendine amaç edinen çevrelerin, gerçeği çarpıtma gayretlerini hayretle izliyoruz.

Malum 7 Temmuz’da bir seçim yaşadık. Seçimler sonucunda dört buçuk yıllık SİRİZA (4 yıla yakını aşırı sağ ANEL ile birlikte) iktidarı gitti, Yeni Demokrasi Partisi iktidarı geldi. Her hükümet değişikliğinde doğaldır ki tüm toplum kesimleri gibi azınlık toplumu da bir beklenti içine girer. Bugüne kadar yaşadığımız tecrübeler ümitli olmayı zorlaştırsa da, Batı Trakya Türklerinde de yeni döneme dair beklentiler var.

Bu beklentilerin gerçeğe dönüşmesi ve sorunlarımızın çözüm sürecine girmesi için öncü olması gerekenler doğal olarak bölgemizdeki azınlık ve çoğunluk milletvekilleri olması gerekir. Bölgede yaşayan insanların (Türklerin ve Yunanlıların) oylarıyla seçilen vekiller öncelikli olarak yaşadığımız yıllanmış problemlerin çözümünü talep etmelidir. Bizi en iyi anlayacak, en iyi tercümanlığımızı yapacak olan kişiler onlardır.

Ancak gel gör ki dört yıl önce yapılan seçimlerde seçim sisteminin azizliğine uğrayarak milletvekilliğini kaybeden, 7 Temmuz seçimlerinde yeniden seçilerek milletvekili olan Gümülcineli Evripidis Stilyanidis’in ilk açıklamaları, daha işin başında ümitlerimizi tırpanladı. Daha önceki YDP hükümetlerinde bakanlık görevlerinde de bulunan ve partisi içinde önemli bir yeri olan Stilyanidis seçildikten sonra ilk röportajını Atina Haber Ajansı’na verdi. Stilyanidis röportajda Batı Trakya’daki sorunların “milli bir boyutu” olduğunu söylemiş. Ve bölgenin en önemli sorunu olarak da Müslüman ve Hıristiyan nüfusu arasındaki dengenin bozulmasını göstermiş. Şahsen önceliği de bu konuya vereceğini ifade etmiş. İki unsur arasındaki nüfus dengesinin (yani bölgede yaşayan Türklerle, Yunanlılar arasındaki nüfus dengesinin) bozulmasının “komşuların bölgeye karışmaları için iştahlarını kabarttığını” iddia etmiş.

Türklerin en yoğun olarak yaşadığı Rodop ilinden seçilen sayın Stilyanidis aslında mealen “Türkler artıyor, Yunanlılar azalıyor. Nüfus dengesi değişiyor. Bu ciddi bir problemdir. Bu konuda mutlaka bir şeyler yapmak gerekiyor” demek istemiş. Bölgedeki sorunların “milli boyutu var” diyerek de kendince “tehlikeye” dikkat çekmiş. “Birşeyler yapmaz isek memleket elden gidecek” demenin başka türlüsü.

Bunun aslında açıkça milli açıdan bir “tehlike – tehdit” algısı yaratmaya dönük gayret olduğunu söylemek gerekiyor. Sayın Stilyanidis benzer beyanatları geçmişte de yapmıştı. Anlaşılan yeni dönemde de yine “eski” yöntemler ve söylemler geçerliliğini koruyacak.

Batı Trakya’da ekonomik krizin olumsuz etkilediği, işsizlikten, yoksulluktan etkilenerek bölgeden göç eden kesimin Müslüman Türkler olduğunu, bunun zaten küçük olan bölgemizde açıkça görüldüğünü hatırlatmak isterim. Ancak durum sayın Stilyanidis’in iddia ettiği gibi olsa bile, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın ülke için bir tehdit ve tehlike olmadığını bilmesi gerekirdi. Azınlık bugüne kadar “tehdit ve tehlike” çığırtkanlarını haklı çıkartabilecek en ufak bir eylem içinde olmamıştır. Hak arama mücadelesini dahi en yumuşak yöntemlerle sürdürmektedir. Her şey bir yana, yan yana yaşadığın bir toplumu, yani azınlığı ülkenin geneline “tehlike ve tehdit” olarak lanse etmenin acaba farkında mıydı sayın Stilyanidis? Bu iddiaların azınlık insanının zihninde ve psikolojisinde nasıl bir etki bıraktığı hiç düşünüldü mü?

Azınlığımızı ülke açısından hiç de hak etmediği bir şekilde gösteren ve aynı zamanda azınlık insanına haksızlık yapıldığını düşündüğümüz bu ve bunun gibi “icraatlara” azınlığın oylarıyla seçilen ve azınlığı mecliste temsil eden milletvekillerimizin ve siyasilerin gereken cevabı vermesi gerektiğini de vurgulamak gerekir. Bir gerçeği daha ifade etmek istiyorum. Son yıllarda azınlık milletvekilleri söylem ve eylem bakımından bölgedeki Hıristiyan Yunanlı seçmene yakınlaşmaya çalışırken, çoğunluk milletvekilleri ve özellikle bazıları aynı hassasiyeti göstermiyor. Yani her açıdan zorluklarla karşı karşıya olan azınlık insanıyla empati kurmaya çalışmıyor.

Yeni dönemde eski yöntem ve söylemlerin geçerli olmayacağına inanmak isteriz. Yukarıda analiz etmeye çalıştığımız azınlığı tehdit – tehlike odağı gibi gösteren iddia ve tezlerin de “eski” dönemden bugüne kadar gelen “kalıntılar” olduğuna inanmak istiyoruz. Zira, bir dönemi daha eski söylem ve yöntemlerle geçirme lüksü yok! Ne bu bölgenin, ne de bölgedeki demokrasi ve insan haklarının!..

Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
[email protected]